Antalya’yı önce betona teslim ettik.
Merkezde yeşil alanları azalttık, boş bulduğumuz her yeri yapılaşmaya açtık. Plansız büyüyen, nefes almakta zorlanan, yaz sıcağında betonun ısısını daha fazla hisseden bir kent yarattık.
Üstüne üstlük her yaz orman yangınlarıyla ciğerimiz yanıyor. Hektarlarca orman kül oluyor, yılların emeği birkaç saat içinde yok oluyor. Ardından aynı sorular geliyor:
Neden yandı? Nasıl yandı? Önlenebilir miydi? Yanan alanlar gerçekten korunacak mı?
Sorular soruluyor ama çoğu zaman cevaplar gündem değişince unutuluyor.
Şimdi ise gözümüzü denize çevirdik.
Son günlerde Antalya kıyılarındaki kirlilik görüntüleri kamuoyunun gündeminde. Plastik atıklar, mikroplastikler derken bu kez Kaş’ta kanalizasyonun denize karıştığına ilişkin görüntüler ve iddialar gündeme geldi.
Eğer bu iddialar doğruysa mesele yalnızca bir kanalizasyon hattı meselesi değildir.
Bu, Antalya’nın doğal kaynaklarının nasıl yönetildiği meselesidir.
Çünkü Antalya’yı Antalya yapan beton binaları değil; ormanları, yeşili, denizi, koyları, dereleri ve eşsiz doğasıdır.
Biz ise bir yandan ormanlarımızı yangınlara karşı korumakta zorlanıyor, diğer yandan kent merkezini betonlaştırıyor, şimdi de denizlerimizin kirliliğini konuşuyoruz.
Peki sonunda elimizde ne kalacak?
Yeşili olmayan, mavisi kirlenen bir Antalya mı?
Turizm kenti olmakla övünüyoruz. Dünyanın dört bir yanından insanları denizimiz, doğamız ve güzelliklerimiz için Antalya’ya davet ediyoruz.
Ama turistlere göstereceğimiz denizi kirletir, kentte nefes alacak yeşil alan bırakmaz, ormanlarımızı kaybedersek bu turizmi daha ne kadar sürdürebiliriz?
Artık günü kurtarma zamanı değil.
Bir an önce başta Antalya Büyükşehir Belediyesi, ASAT, ilçe belediyeleri, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ve ilgili bütün kurumların daha ciddi, daha şeffaf ve daha koordineli çalışması gerektiği gün gibi ortada...
Ve artık Antalya’nın imar anlayışı da yeniden sorgulanmalı.
Çünkü daha fazla beton, daha fazla bina, daha fazla yapılaşma Antalya’yı zenginleştirmiyor.
Tam tersine, Antalya’nın sahip olduğu en büyük serveti tüketiyor.
Önce yeşilimizi kaybettik. Şimdi mavimizi kaybetmeyelim.
Güzelim memleketimden geriye sadece beton yığınları, yanan ormanlar ve bunaltıcı sıcak kalmasın.
Antalya hâlâ çok güzel.
Ama artık güzelliğini korumak için sadece övmek yetmez.
Korumak zorundayız.
Çünkü bugün kaybettiğimiz bir ormanın yerine yenisini koymak yıllar sürer.
Kirlettiğimiz bir denizin eski haline dönmesi ise belki de bir neslin ömrünü alır.
Antalya’nın yeşilini kaybettik, bari mavisini kaybetmeyelim.